27 Mayıs 2010 Perşembe

DÜŞLERİMDEKİ YOLCULUK

Gözlerimdeki mavi ne zaman solmaya başlasa, canım sıkılır. Bilirim, denizsizliğim canıma tak etmiştir yine. Kıyıdaki kente gitme vakti gelmiş, geçiyordur bile.
Kendi dünyamın sınırlarından öteye, tutkularımın peşinden gönlümün çekiştirdiği yere gitmek isterim… Rüzgâra kapılıp bir kuşun kanadına tutunarak… Tersine, mavi göründü diye haykırarak… Gitmek ve kendimi dinlemek… Bozkırları aşıp köpük köpük denize ulaşmak... Keyifle…

O anda gözlerimi kapar, hayaller kurarım. Yaşadığım coğrafyaya inat. Deniz kokan… Dilimden düşürmediğim şarkıyı mırıldanırım bir yandan;
“…Sadece gökyüzü, sadece deniz, sadece sen ve ben, sadece sevgi… Hepsi bu.”
Yüzüne hasret kaldığım mavi gözlü şehrimde “Esinti” adlı teknemle düşlerimdeki yolculuğa yelken açarım. Ben derim Ege, sen de Akdeniz… Savrulurum imbatta bir o yana bir bu yana. Serserice…

Maviyle sevişen teknemin küpeştelerini okşarım sonra, alımlı bir kadının saçları misali. Düşlerimin denizinde biraz daha kalabilmek adına… Bir yunusla yarışabilmek için hatta. O efsanedeki gibi mi hala, merak ederim. Yunuslar kaza geçiren gemilerin yolcularını kurtarırlar mı acaba?

Mavi bayraklı kıyılara uğrar, adaları selamlarım. Eski gemicilere hatır sorar, nasırlaşmış ellerine takılırım: Ekmek için emek bu olsa gerek diye… Teknelerinde kadınlarına niye yer yok diye? Uğursuzluk getirir diye… Öyle mi sanırlar?
Tekne, yalnızca ekmek teknesi değil ikinci kadındır oysa. Bilmezler. Evdeki kadının yoksunluğunda kim bilir kaç kez sarılıp yatmışlardır ikinci kadının kokusuna. Ay ışığında…

Tersanelerdeki çekiç sesleri süsler düşlerimi bir de… Çocukluktan kalma bir imge. Gemici düğümleriyle bağlıdır kalbim maviye. Halatları çözsen bile, kıyamaz terk etmeye… Kıyı esintisi ve kültürü içime işlemiştir bir kere.
Ve bu nedenledir ki, ne zaman bir helikopter sesi duysam kıyısız kentimde… Düşlerimdeki o pancar motorun gürültüsü sanırım. Yosun ve tuz kokusunu çekerim ciğerlerime.
Her nefeste.


Esme,
Aralık 2006 / Ankara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder